kuzupinari

Kuzupinarina Hosgeldiniz- Sizin sesiniz
Kurban ve anlami-1ve-2 Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 
Yazarlar - Öztürk Aras
Cuma, 20 Kasım 2009 17:51
Kurbân, en yalın haliyle “yaklaşmak, yakın olmak” manasına gelir. Kelime, Kur’ân, furkân, sultân ile aynı vezinden gelir. Bir mübalağa kipi olan fu’lân mastarının ait olduğu vezin, hem sürekliliği hem de ‘kök manasının tüm olumlu çağrışımlarıyla ağzına kadar dolu olmayı’ ifade eder. Lugavi olarak “yaklaşma”nın tüm olumlu anlamlarını kapsar. Yakınlığın nihai noktası “huzurda” olmaktır. Kurbân, “sürekli huzurla olmak” demektir.

    “Kurban”  kelimesi Türkçe’de Kur’ân’dan iktibasla kullanılmaktadır (Maide 5/25; Âl-i İmrân 3/183). Türk dilinde, “bayram kurbanı” anlamına gelen udhiyye (edhâ, edâhi, dahâya) ve hac kurbanı anlamına gelen hedy anlamlarının her ikisi için de mücerret halde kullanılır. Nezr için “adak kurbanı”, ‘akîka için “akika kurbanı” denir. Kur’ân’da nusuk, nusk, mensek, nezr, nahr, zebh, zibh, zebîh gibi kelimeler “kurban” kelimesinin çağrışım alanına dâhildir.

    Kurban, mefhum olarak birçok Kur’âni kavramla aynı gözede buluşur. Mesela Allah Rasulü’ne daha vahiy sürecinin başlangıcında emredilen adama tarzı olan tebtîl (Rabb’ini an ve bütün varlığını O’na ada! Müzzemmil 8), yine Hz. Meryem’in annesinin Meryem’i adamasını ifade eden nezr (Âl-i İmrân 3/35) bunlardandır. Musevi gelenekteki kurumsal adamayı ifade eden nezr de, Kur’ân’daki bireysel adamayı ifade eden tebtîl de, bir ömrün Allah’a kurban edilmesini ifade ederler. İnfak ve sadaka, servetin kurban edilmesidir. Vakıf (vakf), malın ve taşınmazların kurban edilmesidir. Şahadet, canın kurban edilmesidir. Hatta misak ve ahd’e giren sözler de, kurban ile aynı anlam alanında değerlendirilerek “sözün kurbanı” sayılabilir.       

    Kurban: Dünyevileşmeye karşı ilahi uyarı 

    Elbet kurban ile kastedilen “Allah’ın yaklaşması” değil, “Allah’a yaklaşma”dır. Onun için açılımı, hem failin hem mef’ulün yaklaşmasını birlikte ifade eden kurbullah biçiminde değil, et-takarrub ilallah (Allah’a yaklaşmak) biçimindedir. Zira Allah kuluna zaten yakındır; hem de şahdamarından bile yakın. Mesele kulun Allah’a yakın olup olmaması meselesidir. Ve kurban, tüm ibadetler gibi kulu önce kendi öz benliğine, sonra Allah’a yaklaştırır.

    Kurbanın maldan sunulması anlamlıdır. Verdiği mesaj açıktır: Allah’ın insana bahşettiği dünyalıkların insan ile Rabb’i arasına girmesine mani olmak. Kurban, Rabb’in bahşettiği dünyevi nimetleri O’ndan uzaklaşmak için değil O’na yaklaşmak için kullanma temrinidir. Özünde “Ey insan, dünyevileşme!” talimatıdır. “Sahip olmak mı - ait olmak mı?” ikileminde, birincisine işaret eder. Yani servete ait olmayıp gerçekten sahip olmanın doğru yolunu öğretir. Zira insan, malı mülkiyet bildiğinde veremez. Kişi veremediğine sahip olamaz, veremediğine ait olur. İnsan, malı emanet bildiğinde verebilir; Allah için verdiğinde ise gerçekten sahip olur.

    Kurban da, diğer birçok ibadet gibi, Muhammedi davetle ortaya çıkmış bir ibadet değildir. Kur’ân’dan anlıyoruz ki, önceki ümmetlerde de kurban ibadeti teşri kılınmıştı: “Biz her ümmet için kurban kesmeyi bir ibadet kıldık” (Hac 34). Âyetteki mensek kelimesi kip olarak “kurban kesmek, kurban kesme zamanı, kurban kesme mekânı” manalarının her üçüne birden delalet eder. Fakat aynı kökten gelen nusuk çoğulunun En’am Sûresi’nin 162. âyetinde “ibadet” vurgusuyla kullanılması da gösteriyor ki, tarihsel açıdan kurban ibadeti, ibadetlerin “anası” mesabesindedir.

 Kurban: Bir varlık hiyerarşisi talimi.2 

    İbadetlerde üç şey aranır: İllet, maslahat, hikmet.

    İlletler ibadetlerin sebepleriyle, maslahatlar yararlarıyla, hikmetler ise gayeleriyle ilişkilidir.

    Hikmetsiz ibadet olmaz, zira:

    1. Allah abesle iştigal etmez. İnsan da, insan için konulan emir ve yasaklar da abes değildir: “Yoksa Bizim sizi anlam ve amaçtan yoksun olarak yarattığımızı mı sanıyorsunuz? (Müminun 23/115).

    2. İbadetleri ibadet yapan niyetlerdir. Niyet, bir bilinçlilik halidir. Dolayısıyla niyet, bir amaçlılık ve anlamlılık halidir. Anlamsızlığın ve amaçsızlığın olduğu yerde niyetten söz edilemez. Bu, kurban ibadeti için de geçerlidir. Niyet, bir ibadetin “aksa’l-ğaye”sini gösterir.

    Hikmetler bazen illetlerle, bazen de maslahatlarla karıştırılır. Oysaki hikmetler gayelerle alakalıdır. Zira hikmet “muhakeme” yoluyla “ihkam” veya “hükm”dür. Tümevarım yöntemiyle bir okuma sonucunda peygamberlere “kitap ve hikmet” verildiğini söyleyen âyetler, kitabı hayata dökecek bir muhakemeye işaret ederler. Bir ibadetin hikmeti, onu hayatın içinde bir yere “bağlamak”tır. Yani, onun anlam ve amacını keşfetmektir. Onun, insanın “ma hulika leh”ini (yaratılış amacını) gerçekleştirmede oynadığı rolü tesbit etmektir.

    İbadetlerin hikmeti bazen onları emreden nasların açık ve zımni delaletleri ve hâl karineleri yoluyla, bazen de muhakeme ve tümevarım yoluyla bilinebilir. Kurban ibadetinin hikmeti, kurbanın amacını açıklayan Kur’an’daki tek yer olan Hac Sûresi’nin 36 ve 37. âyetlerinde mündemiç bulunmaktadır:

    “Hayvanların kurban edilmesine gelince; Biz onu sizin için içerisinde nice hayırlar barındıran Allah’ın simgelerinden biri olarak (ibadet) kıldık: /…/ Bu böyledir; zira Biz onları sizin emrinize âmade kılmışızdır; umulur ki şükredersiniz.

    “Onların ne etleri, ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat sizden O’na ulaşan yalnızca O’na karşı gösterdiğiniz derin sorumluluk bilincidir. Böylece, onları size musahhar kıldı ki, size yol gösterdiğinden dolayı Allah’ın yüceliğini layıkıyla takdir edesiniz; ve (sen Ey Peygamber,) iyileri (O’nun rızasıyla) müjdele” (Hac 22/36-37).

    Bu âyetler kurbanın hikmetini onun eti ve kanı gibi maddi unsurlarında, sosyal ve ekonomik katkısında değil, manevi boyutta aramamız gerektiğini gösterir.

    Bu iki âyette kurbanın hikmetini bulmamızı kolaylaştıran iki ibare vardır: 36. âyetin sonunda yer alan “Kezâlike sahharnâha lekum (Böylelikle Biz kurbanlıkları size musahhar kıldık)” ve 37. âyetin ortasında yer alan şu cümle: “Kezâlike sahharaha lekum (o hayvanları size musahhar kıldığını işte böyle gösterdi).”

    Teshir, insanın ekremiyyet sırrıdır ve yaratılmışlar içindeki kerametini gösterir. Teshir âyetlerindeki lam’ın dilsel konumu gereği, hem “insanın emrine âmade kılınma”yı hem de “insana hizmet maksadıyla bir yasaya uygun yaratılma”yı ifade eder. Diğer bir ifadeyle, bir şeyin insana musahhar kılınması, onun üzerine Allah’ın “insanî hizmete mahsustur” yazmasıdır. Kur’ân’a göre, Allah, nehirleri, yıldızları, Güneş’i ve Ay’ı, geceyi ve gündüzü, denizleri, yerde ve gökte bulunan her şeyi, kuşları ve bulutları insana musahhar kılmıştır. Kurban edilen hayvanlar da musahhar kılınanlar arasındadır. Kurbanın hikmeti kezâlike işaret ismiyle “musahhar kıldığımızı beyan için kurban kesilmesini teşri kıldık” zımni ifadesinde yatmaktadır.

    Teshir, kavram olarak “meratibu’l-vücud”a (varlık hiyerarşisi) delalet eder.

İnşallah devamı gelecek kurban bayramında yayınlamaya çalışırım.(Kura,ni Hayat)dergisinden alıntı yapılmıştır.Emegi gecen ilahiyatcılara  teşekür ederim.ve selam.Öztürk Aras.Almanya.