Ana Sayfa

ALLAHA GÜVENMEK:TESLIM OLMAK:

Kullanıcı Değerlemesi:  / 0
Kötüİyi 

ALLAHA GÜVENMEK:TESLIM OLMAK:

İSLAM İMANIN BEDENİ, İMAN İSLAM’IN RUHUDUR. RUHSUZ BEDEN ÖLÜ BİR CESETTİR, BEDENSİZ RUHUN YERİ İSE DÜNYA DEĞİL AHİRETTİR.

İMAN İSLAM’IN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ, İSLAM İMANIN GÖRÜNEN YÜZÜDÜR.

KUR’AN’IN “KÂFİRLER” DİYE HİTAP ETTİĞİ İNANÇ GURUPLARI ARASINDA, HİÇBİR ŞEYE İNANMAYAN HERHANGİ BİR GURUP BULUNMAMAKTADIR.

İMAN EN BÜYÜK İMKÂNDIR. KİŞİNİN İMANI TÜKENMEDİKÇE İMKÂNI TÜKENMEZ. İNSANA ZORLU HAYAT YOLCULUĞUNDA YARATILIŞ AMACINA DOĞRU YOL ALDIRAN İMAN YAKITIDIR.

İMAN İLGİDİR, KÜFÜR KAYITSIZLIK. İMAN EDEN, VAR OLUŞ ANLAM VE AMACINA İLGİ DUYMUŞ, İNKÂR EDEN VAR OLUŞ ANLAM VE AMACINA KAYITSIZ KALMIŞ OLUR.

İSLAM: ALLAH’IN HAKKINI ALLAH’A TESLİM ETMENİN O’NA KAYITSIZ ŞARTSIZ TESLİM OLMAKTAN GEÇTİĞİNİ BİLEREK, BU SAYEDE İÇ BARIŞA VE EBEDİ KURTULUŞA ERMEK DEMEKTİR.

İSLAM, HAKİKATİ TESLİM ALANLARIN DEĞİL HAKİKATE TESLİM OLANLARIN YOLUDUR. ZİRA TESLİMİYETİN ADI OLAN İSLAM, İNSANIN SADECE HAKİKATE TESLİM OLMASINI İSTEMEKTEDİR.

İMAN İLE İSLAM, BİRİ OLMADAN DİĞERİ ANLAMINI BULMAYAN, BİRİ OLMADAN DİĞERİ NAKIS OLAN İKİ KAVRAMDIR.

MÜSLÜMAN OLMAK, ‘OLMA’ HALİNİ ‘GÖRÜNME’ HALİNİN ÖNÜNE KOYMAKTIR. İSLAM’A GELMEK BİR YERE GELMEK DEĞİL, ‘KENDİNE GELMEK’TİR.

İMAN VAROLUŞSAL EMANETİ HATIRLAMAKTIR, İNKÂRSA UNUTMAK…

İman dinin ruhudur, İslam dinin bedenidir

İman tariflere sığmaz

İman, “kalbin bir şeye yönelmesidir.” Lügatlerde ittifakla “tasdik” olarak karşılanmıştır. Kur’an’da lügat manasıyla kullanılmıştır: Hz. Yakub’un kıskanç oğulları, Yusuf’u kaybettikten sonra babalarının tereddüdünü gidermeye çalışırken uydurdukları hikâyenin ardından: “ve ma ente bi mu’minin lena” “yine de sen bize inanmayacaksın” derler (Yusuf 12:17).

Dilciler, âmene (iman etti) fiili  ile geçişli yapıldığı zaman (kullun âmene billahi gibi) bu “tasdik” manasına gelir,  ile geçişli yapılmayınca bu farz ve vaciplerin edası manasına gelir derler. Mutezile bu görüşü kabul ettiği için “amel imandandır” demiştir.

Bu tahlilden yola çıkarak dil felsefesi yapacak olursak: Küllün âmene billâhi’deki gibi  ile geçişli yaptığımız zaman, iman öznenin üzerinde kalmayıp nesneye geçiyor demektir. Yani iman bir mef’ul istemektedir. Bu durumda “iman ettim” lafı iman sayılmamaktadır. “Neye iman ettin?” suali mukadderdir. Siz buna cevap verdikten ve mef’ûlünüzü söyledikten sonra da iş bitmemekte, bu takdirde sizin tasdik ettiğinizin sizin tasdikinize sadık olup olmadığı, yani imanınızın doğru iman olup olmadığı gündeme gelmektedir. Sonuç: İman’ın  ile buluşması, yalnız inanmaya değil, inanmanın failiyle mef’ûlü arasındaki sadakate da delalet eder.

İmanın mahiyeti üzerine

İman bir ağaca benzetilmiştir:

Kökü marifet.

Gövdesi tasdik.

Dalları ikrar.

Meyvesi amel.

İman ağacının kökü olan marifet akleden kalbin hakikate dair bilgisidir. İman bu bilgiden neş’et eder, fakat bu bilgiden ibaret değildir. Zaten imana dönüşen bilgi de artık ‘ilim’ değil ‘îkân’dır.

Hıristiyan ilahiyatı “İman doğrulanamaz” der. Buna göre doğrulanamayan yanlışlanamaz da. İşin içine teslis (üçleme) girince, imanı böyle tanımlamaktan başka çıkar yol da yoktur. Fakat İslam imanı doğrulanabilir ve yanlışlanabilir. İslam imanının vurulacağı mihenk taşı Kur’an’dır. Kur’an İslam imanını tarif eder, sınırlarını çizer. Bu tarif sadece inanılacak şeyleri içeren bir tarif değil, aynı zamanda, inanılmaması gereken şeyleri de dışlayan bir tariftir. Bunun eskilerin dilindeki karşılığı “efrâdını câmi, ağyârını mâni” sözüdür. Tam şu âyette olduğu gibi:

“Siz ey iman edenler! Allah’a, O’nun Elçisi’ne, O’nun Peygamberi’ne peyderpey indirdiği ilahî kelama ve daha önce indirdiği mesaja katıksız iman edin! Zira kim Allah’ı, meleklerini, vahiylerini, peygamberlerini ve Ahiret Günü’nü inkâr ederse, işte o derin bir sapıklığı boylamış olur.” (Nisâ 4:136).

Kur’an, Nisâ 136 ve onu teyit eden Bakara 284-285’de olduğu gibi, iman esasları konusunda 5 başlık açmış ve açtığı bu başlıkları tadat etmiştir:

1. Allah’a iman.

2. Meleklere iman.

3. Rasûllere iman.

4. Kitaplara iman.

5. Ahiret gününe iman.

İslam imanı, Hıristiyan imanının aksine doğrulanabilir. Zira bu iman delile dayanan bir imandır: “Helak olan bir delilden yola çıkarak helak olsun, yaşayan da bir delile dayanarak yaşasın” (Enfâl 8:42) Bu âyet, imanın ‘akıldışı’ (irrasyonel) bir faaliyet değil, ‘akıllı’ (rasyonel) bir faaliyet olduğunu gösterir. Fakat bu imanın mü’mine kazandırdığı ‘akıl’, arza değil arşa bakan bir akıldır. Nasûtî değil lâhutî bir akıldır. Bu tür bir iman, ‘akılcılığı’ (rasyonalizm) dışlayan bir ‘akıllılık’ kazandırır. İşbu yüzden Kur’an “insanların çoğu” kalıbıyla birbiriyle bağlantılı üç özellik zikreder: “İnsanların çoğu akletmezler”, “insanların çoğu şükretmezler” ve “insanların çoğu iman etmezler.”

Kur’an’ın “kâfirler” diye hitap ettiği inanç gurupları arasında, hiçbir şeye inanmayan herhangi bir gurup bulunmamaktadır. Fıtrat gereği, insanlık tarihinde hiçbir şeye inanmayan bir gurup veya kişinin olabilme ihtimali de yoktur. İslam’da imana çağırmanın esası ‘inanç sahibi olmaya’ çağırmak değil, Allah’ın ‘iman edilmesini emrettiği’ şeylere imana çağırmaktır.

İmanın özünü “gaybî hakikatler” oluşturur. Bu da imanın asla bilgiye, malumata, delile, rasyonelliği indirgenemeyecek deruni bir hakikat olduğunu gösterir.

Kur’an’ın iman hakkında açtığı beş başlığın beşi de tamamen veya kısmen gayba iman ile alakalıdır. Allah’a, meleklere ve ahirete iman tamamen gayba imandır. Peygamberlere ve kitaplara imanın esası da gayba imandır. Zira bir mü’minin Hz. Peygamber’e iman etmesi, onun “tarihsel kişiliği” ile alakalı değil, Allah’ın onu peygamber olarak seçip ona vahiy göndermesiyle alakalıdır. Bu ise deneysel bilginin konusu değildir. Aynı şey Kur’an’a iman için de geçerlidir. Kur’an’a iman etmekten maksat, Mushaf’a iman değildir. Zira Mushaf selüloz, deri ve mürekkep gibi maddî unsurlardan mamûl bir nesnedir. Kur’an’a iman, onun kaynağının Allah olduğuna imandır.(not:yazının devamını diğer bir makalede gönderirim)

Kaynak olarak Kur'anı Kerim meali ve Kur'anı Hayat dergisinden ve Mustafa islamoğlu,nun kitaplarından alıntı yapılmıştır.

User opinions